PAYLAŞ
Sigorta_Hukuku

Dünyada uzun zamandır mevcut olan ancak mevzuatımızda ilk kez 1994 yılında 539 sayılı KHK ile değiştirilen Sigorta Murakabe Kanunu’nun 37. maddesinde diğer sigorta ve reasürans aracıları arasında sayılan sigorta brokeri, daha sonra 2007 yılında yürürlüğe giren Sigortacılık Kanunda “Sigorta veya reasürans sözleşmesi yaptırmak isteyenleri temsil ederek, bu sözleşmelerin yaptırılacağı şirketlerin seçiminde tamamen tarafsız ve bağımsız davranarak ve teminat almak isteyen kişilerin hak ve menfaatlerini gözeterek sözleşmelerin akdinden önceki hazırlık çalışmalarını yürütmeyi ve gerektiğinde sözleşmelerin uygulanmasında veya tazminatın tahsilinde yardımcı olmayı meslek edinen kişiyi ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır.

Sigorta sektöründe aracı kurum olarak sigorta acenteleri, yaygın bir şekilde bilinirken, nispeten daha yeni sayılabilecek sigorta brokerleri kanımca hak ettikleri yeri henüz bulamamışlardır.

Kanundaki tanımdan da anlaşılacağı üzere, sigorta brokerleri, acentelerden farklı olarak, aslen sigortalının yanında bulunmakta, gerek klozların verimli hazırlanmasında ve gerekse en iyi fiyatın alınması konusunda sigortalıya rehberlik etmektedir. Ayrıca brokerler riziko gerçekleştiğinde ve  zararın değerlendirilmesi aşamasında da yine sigortalının yanında yer alarak en uygun tazminatın alınmasını sağlamaktadırlar.

Brokerlerin bir başka özellikleri ise   Sigorta ve Reasürans Brokerleri Yönetmeliği ile oldukça sıkı şartlara bağlı olarak ruhsat alma zorunluluklarıdır. Bu yönetmelikte, sigorta ve reasürans brokerlerinin nitelikleri, faaliyet izin ve ruhsat koşulları, tarafsız ve bağımsız çalışma ilkeleri, denetleme esas ve usulleri de ayrıntılı bir düzenlemeye tabi tutulmuştur.

Sigorta brokerleri yasadan aldıkları güç ile sigorta şirketlerine karşı tarafsız ve bağımsız olarak çalışmaktadırlar. Brokerler, faaliyetlerini yürütürken hiçbir şekilde sigorta şirketlerinden emir ve talimat almazlar. Sorumlulukları kendilerine ait olmak üzere her türlü kararlarını kendi başlarına almaktadırlar. Bu sorumluluğun teminatı ise yine yönetmelik ile zorunlu olan, brokerlerin mesleki sorumluluk sigortalarıdır.

Yönetmeliğin 11/2 maddesinde  “Brokerler, sigorta veya reasürans şirketleriyle çalışma esaslarını belirleyen protokol imzalayabilir, ancak bu anlaşmalarda portföy taahhüdünde bulunamaz.” şeklinde bir ifadeye yer verilmiştir. Bu düzenleme ile aslında brokerin, bağımsız ve sigorta şirketleri tarafından herhangi bir baskı altına alınmadan çalışma ortamlarının sağlanması ve dolayısı ile tüketicilerin korunması hedeflenmiştir. Oysaki uygulamada rastladığımız bir çok olayda, bazı sigorta şirketleri, brokerleri de acenteler gibi kendi prensipleri ve koşulları içinde kalmaya zorlamaktadırlar. Hatta bir acenteymiş gibi portföy yetersizliği nedeni ile sözleşmelerin fesh edildiğine şahit olmaktayız. Bu uygulamanın mevzuata aykırı olduğu çok açık ve nettir. Her şeyden önce yönetmeliğin 11/2 maddesinde portföy taahhüdünde bulunulamayacağı açıkça ifade edilmesine rağmen sigorta şirketlerinin bu yöndeki baskıları, mevzuatın açık bir ihlaldir.

Diğer yandan bazı sigorta şirketlerinin bu türden yaklaşımları, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Kanunun 4 ve 6 maddelerine de aykırılık teşkil etmektedir. Kanun amacı, mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamaktır. Özellikle sektördeki sigortalı ile sigortacı arasındaki dengeyi sağlamak adına ihdas edilmiş brokerlik kurumunun, mevcut durumunu sigorta şirketleri lehine çevirmeye çalışmak, portföy dayatmasında bulunmak, brokerin teklif talebini cevaplamamak v.b. hareketler sektörel rekabetin engellenmesi amacını taşımaktadır ki bu durum 4054 sayılı kanuna aykırıdır.

Sonuç olarak sektörün gelişmesi ve iyileşmesi sigorta brokerlerinin gelişmesine bağlıdır. Bu nedenle sigorta brokerlerinin uygun koşullarda çalışabilmesinin sağlanması için gerekli tedbirleri alması gerektiği kanaatindeyim.

Av. Taner Sevim

PAYLAŞ
Sonraki makaleAyıplı Aracın Misli ile Değiştirilmesi
Av.Taner Sevim
İstanbul'da doğdu. Sevim Hukuk Bürosu'nun kurucusudur. İki dönem İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezinin başkanlığı görevini yürütmüştür. IPTV derneği hukuktan sorumlu yönetim kurulu üyelik görevinde bulunmuştur.Halen İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu üyesi ve Türkiye Barolar Birliği delegesidir. Bilişim Hukuku, E-Ticaret Hukuku, Sigorta Hukuku, Şirketler Hukuku, İş Hukuku alanlarında çalışmalarını yürütmekte olup hukuk alanında yazılar yazmaktadır. Bir çok üniversitede sertifika programında eğitim vermektedir. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi yüksel Lisans bölümünde tez çalışmalarına devam etmektedir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK