PAYLAŞ
Yargıtay

DAVADA MAZERET BİLDİRİMİ:MAZERETLERDE İZLENECEK YÖNTEM

YHGK E: 2010/9-491 K: 2010/593 T: 10.11.2010
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;
Kadıköy 3 İş Mahkemesi’nce davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 07.09.2009 gün ve 2008/884-491 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili [*] Gönderen Av. Ayşenur YILMAZ Kadıköy 3. İş Mahkemesi Yargıcı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 22.01.2010 gün ve 2010/396-924 sayılı ilamı ile;
“… Mahkemece davacının duruşmaya katılmadığı celsede başka mahalde aynı saatte yargılaması yapılan dava duruşmalarının olduğu belirtilmiş ve buna ilişkin belgeler iletilmiştir. Bu konuda mahkemece bir araştırma yapılmamıştır.
Başka mahalde duruşmalar olduğuna dair belgeler temyiz dilekçesinde eklidir. Bu nedenle davacının duruşmaya katılmama nedeni haklı gerekçeye dayanmaktadır. Kaldı ki davalı vekilinin de aynı celsede davanın takipsiz bırakılmasına dair açıkça beyanı da bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle 14.05.2009 tarihli celsede davacının mazereti geçerli kabul edilerek neticesine göre işlem yapılması gerekirken davanın işlemden kaldırılıp açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasalara aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda dilenilmiştir.
TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece; “dosyanın HUMK’un 409/1.ve 2. maddesi uyarınca işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren 3 ay içinde yenilenmediği” gerekçesi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire yukarıda belirtilen gerekçe ile mahkeme kararını bozmuştur.
Mahkemece; HUMK’un 253/11. 377/1 maddelerinin açık olduğu, tebligat giderinin yatırılmadığı, HUMK’da duruşma gününün kalemden öğrenilmesi
şeklinde bir düzenlemenin bulunmadığı, davacının mazeret dilekçesi verdiği, ancak mazeretini belgelendirmediği gibi pul da eklemediği, davalı vekilinin ise davayı takip edeceğini açıkça belirtmediği ve mazereti mahkemenin takdirine bıraktığı, hukuk davalarında davacının temyiz dilekçesinde iddia ettiği şekilde tarafların mazereti olması halinde bunun suç üstünden karşılanacağının hüküm altına alınmadığı, bu nedenle duruşmaya gelen taraf davayı takip
etmeyeceğini açıkça bildirmemekle beraber tahkikata gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesini de açıkça istemez ise, mahkeme tarafında dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği,,,” gerekçesi ile önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davacı vekili temyize getirmiştir.
Öncelikle hukuki sorunun belirlenmesi ve çözümlenmesi için yargılama aşamasında sunulan mazeret dilekçelerinin, davalının mazeret dilekçelerine karşı tutumu ve mahkemece yapılan işlemlerin açıklanmasında yarar vardır: Dava dilekçesinin verilmesi ile birlikte mahkemece duruşma günü
27.11.2008 olarak belirlenmiş ve taraflar usulüne uygun şekilde duruşmaya davet edilmişlerdir.
27.11.2008 günlü celsede davacı vekili tarafından aynı tarihli mazeret dilekçesi verilmiş; dilekçeye başka mahkemelerde bulunan duruşmalara ait Yargıtay Kararları 143 zabıtlar (7 adet) ile birlikte post pulu da eklenmiştir. Mahkeme tarafların katılmadığı 27.11.2008 günlü celsede davacının mazeretini kabul edip duruşma
gününün ve cevap dilekçesinin tebliği ara kararını almıştır. Duruşma zaptı taraflara usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmiştir. 14.5.2009 günlü celse için davacı yine mazeret dilekçesi vermiş; duruşma
günü fax yolu ile gönderdiği mazeret dilekçesinde iki adet duruşması, bulunduğunu bildirmiş buna

dair belgeleri eklemediği gibi pul da eklememiştir. Mevcut bu durum duruşmada okunmuş; davalı vekiline sorulmuş, davalı vekili “mazereti mahkemenin takdirine bırakıyorum” şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalının bu beyanı dikkate alınarak mahkemece davacı vekilinin mazereti reddedilmiş, önce taraflarca takip edilmeyen davanın işlemden kaldırılmasına, ardından da yasal süre içinde yenilenmemekle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Yeri gelmişken konuya ilişkin yasal düzenleme ve ilkeler üzerinde de durulmalıdır: İşlemden kaldırma ve davanın açılmamış sayılması müessesesi 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 409 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kural olarak, mahkemece; taraflara usulüne uygun davetiye çıkarılması, bu yolla tarafların duruşmada hazır bulunmalarının ve savunma yapabilmelerinin sağlanması yasal bir zorunluluktur. Usulüne uygun davet edilen taraf davacı ise, davasını takip etmek istiyorsa bizzat ya da vekili vasıtasıyla duruşmaya katılmalıdır. Eğer duruşma günü celseye katılma imkanı yoksa buna ilişkin mazeretini bildirmeli, belgelemeli ve
duruşma gününün kendisine bildirmesi için gerekli giderleri de yatırmalıdır. Davalı taraf ise, yargılamaya katılmak istemiyorsa ve savunma yapmayacaksa katılmak zorunda değildir. Bu durumda davayı inkar etmiş sayılır; davayı takip etmek isteyip de buna imkanı yoksa bu durumu dilekçesi ile bildirmeli, belgelemeli ve tebliğ giderlerini de yatırmalıdır. Görüldüğü üzere, duruşma günü celseye katılma imkanı olmayan tarafın bu mazeretini bildirip belgeleyerek, bildirim giderlerini de yatırarak duruşmanın ertelenmesini isteme olanağı bulunmaktadır. Ne var ki, dilekçede yer alan mazeretin geçerli bir nedene dayanması; ispatına yönelik belgelerin (duruşma zabtı, doktor raporu v.s.) dilekçeye
eklenmesi ve duruşma zabtının ve duruşma gününün tebliğ edilmesi için gerekli masrafın (posta pulu, cevaplı telgraf gibi) mazeret dilekçesi ile birlikte verilmesi gereklidir. Mazeret dilekçesinde bildirilen nedenin var olup olmadığı konusunda mahkemenin araştırma yapma gibi bir mükellefiyeti bulunmamaktadır.
Tarafın mazeretini belgelemesi ve gerekli giderin ibrazı adil yargılanmanın hızlı ve seri yapılması, dosyaların gereksiz sürüncemede bırakılmasını engellenmesi bakımından önemlidir. Mahkemece, usulüne uygun biçimde davet edilmiş taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği, gerekli masrafın karşılanıp karşılanmadığı incelenecek; gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, dosyanın işlemden kaldırılmasına ya da kaldırılmamasına karar verilecektir.
Mazeret göndermeyen davacı tarafın yokluğunda duruşmaya gelen taraf davayı takip etmeyeceğini açıkça bildirirse dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır. Mazeret bildirilmişse ve diğer taraf hazır ise bu mazeret konusundaki
düşüncesi mutlaka sorulmalıdır. Davacı yanca mazeret bildirilmiş; mazereti hazır bulunan taraf ve
mahkeme kabul etmişse bu halde yargılamaya devam olunarak belirlenecek yeni duruşma gününün yatırılan davacı giderlerinden karşılanarak gelmeyen tarafa bildirilmesi gerektiğinde de kuşku yoktur.
Davacı mazeret bildirmiş ancak belgelendirmemişse ya da gönderdiği mazeret geçerli değilse, hazır bulunan taraf sorulmasına karşın mazereti kabul ettiğine ilişkin açık bir beyanda da bulunmamışsa ve konuyu mahkemenin takdirine bırakmışsa mahkeme mazereti değerlendirecek kabul ederse
açıklanan şekilde davacı tarafa yeni duruşma gününü bildirecek, kabul etmezse de davanın hazır bulunan tarafça takip edildiğine ilişkin açık bir beyan bulunmadığından dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verecektir. Zira, gelen tarafın herhangi bir beyanda bulunmamak yönündeki bu davranışı davayı takip etmek istemediğini göstermektedir. Yukarıda da açıklandığı üzere, somut olayda mahkeme hakimi davacının fax ile gönderdiği mazereti duruşmada okumuş pul eklenmediğini belirtmiş ve davalı tarafa bu konudaki görüşünü sormuş; davalı taraf ise “mazereti mahkemenin takdirine bıraktığını” ifade etmiştir. Hazır bulunan davalı tarafın bu beyanının yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde değerlendirilmesine gelince; Davalı açıkça davayı takip etmeyeceğini bildirmemekle beraber gelmeyen davacının yokluğunda devam edilmesini de açıkça istememiştir. Aslolan davalının aleyhine olan bu davanın bir an önce sonuçlanmasını istemesidir. Davalının, davacı tarafça takip edilemeyen bir davayı takip etmesi kural olarak kendisi aleyhine bir durumdur. Bu durumun kendi yararına olduğunu değerlendirip, davayı takip etmek istiyorsa bunu açıkça ifade etmesi gereklidir. Davalı, aleyhine açılan davanın reddedileceğini düşünüyorsa, davayı
takip edeceğini açıkça ifade etmeli ve dosyanın işlemden kaldırılmasına engel olmalı veya yargılamaya davacının yokluğunda devam edilmesini istemelidir. Davalı bu konuda açıkça beyanda bulunmayıp, takdiri mahkemeye bıraktığına göre, bu beyanı mahkemece verilecek kararı kabul ettiği
anlamına gelmektedir. Mahkeme geçerli görmediği mazereti reddetmiş ve dosyayı işlemden kaldırmıştır. Bu karar sonrasında dava taraflarca yenilenmemiş; sonuçta da açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Hemen belirtilmelidir ki, Türk yargı sistemine göre, hukuk yargılamasında
hâkim kendiliğinden bir davayı inceleyip, uyuşmazlığı çözemez. Bunun kaçınılmaz bir sonucu olarak da, hâkim tarafların istekleri ile bağlı tutulmuştur (HUMK m.72, m75). Öyleyse -kamu düzeninin gerektirdiği haller dışındaYargıtay Kararları 145 hakimin resen yargılamayı sürdürmesi olanaklı olmadığına, tarafların davayı hazırlama ve takipleri gerektiğine göre, hakimin davacının yapmadığı işlemi kendiliğinden ikmal etmesi olanaklı değildir. Az önce açıklanan genel kurala ayrık olmak üzere, kanunlarımızda hâkimin re’sen araştırma yapabileceği hallere de yer verilmiştir. Bu gibi hallerde
olayın özelliğine göre hakim, incelemelerin gerektirdiği masrafların taraflarca ödenmemesi halinde sonradan haksız çıkan taraftan alınmak üzere Hazineden ödenek isteyip gereğini yerine getirir (HUMK m.415). Temyize konu dava ise, alacak istemine ilişkin olup, az yukarıda belirtildiği şekilde “re’sen araştırmakuralı” değil, olayda “delillerin taraflarca hazırlanması” ilkesinin uygulanması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Her ne kadar, Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşmeler sırasında pul
yokluğunun mazeretin reddi gerekçesi olmayacağı giderin HMUK’un 415 maddesince karşılanması gerektiği ileri sürülmüşse de bu görüşe çoğunluk katılmamıştır. Çoğunluk görüşü; gerek yukarıda açıklanan ilkeler; gerekse uygulanması önerilen HUMK’un 415 maddesinde yer alan “resen icrası emrolunan muamelenin gerektirdiği masrafın” şeklindeki açık düzenleme karşısında, esasen mazeretinin kabul edildiğinin bildirilmesi konusunda gerekli giderleri yatırma yükümü davacıda olduğundan, söz konusu bildirim giderlerinin hazır bulunup da davayı takip edeceği konusunda açık bir beyanda bulunmayan davalıdan alınması mümkün olmadığı gibi; mazeretinin kabul edildiğinin davacı tarafa bildirilmesi konusunda mahkemenin resen işlem yapması olanağı da bulunmadığından masraf yatırılmamış olmasının da usulü eksiklik kabul edilmesi yönünde birleşmiştir. O halde, mazereti bulunduğunu bildiren tarafın, bunu belgelendirmesi gerektiği gibi yargılamada devamlılığı sağlamak üzere duruşma gününün bildirilmesi için gerekli giderleri de yatırması gereklidir. Davayı takip etmeyen ve gerekli masrafları yatırmayan davacının bu hakkını kullanması için Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 415. maddesinde yazılı işleme başvurulması, eş söyleyişle duruşma gününün taraflara tebliğine yönelik masrafların Hazine’den karşılanması olanaklı değildir.
Netice olarak mazeretini, dilekçesi ile birlikte belgelemeyen ve duruşma zabtının ve duruşma gününün tebliğ edilmesi için gerekli giderleri de mazeret bildirirken yatırmayan davacının, davasının mahkemece işlemden kaldırılması ve ardından da açılmamış sayılması usul ve yasaya uygun olmakla; buna ilişkin direnme kararının onanması gerekir.
SONUÇ:
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 10.11.2010 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.

PAYLAŞ
Önceki makaleAyıplı Aracın Misli ile Değiştirilmesi
Sonraki makaleİşverenin Ücret Bakımından Eşit Davranma İlkesi
Av.Taner Sevim
İstanbul'da doğdu. Sevim Hukuk Bürosu'nun kurucusudur. İki dönem İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Merkezinin başkanlığı görevini yürütmüştür. IPTV derneği hukuktan sorumlu yönetim kurulu üyelik görevinde bulunmuştur.Halen İstanbul Barosu Bilişim Hukuku Komisyonu üyesi ve Türkiye Barolar Birliği delegesidir. Bilişim Hukuku, E-Ticaret Hukuku, Sigorta Hukuku, Şirketler Hukuku, İş Hukuku alanlarında çalışmalarını yürütmekte olup hukuk alanında yazılar yazmaktadır. Bir çok üniversitede sertifika programında eğitim vermektedir. Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi yüksel Lisans bölümünde tez çalışmalarına devam etmektedir.

YORUM YOK

BİR CEVAP BIRAK