PAYLAŞ

Ülkemiz ve nerdeyse Dünyamızın tamamı CORANA “COVİD 19” denilen son derece bulaşıcı ve ölümcül etkiye sahip bir virüsün etkisi altındadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından bu virüsün yarattığı etki sebebiyle “PANDEMİ” (Salgın Hastalık) ilan edilmiştir. Ülkemiz ve bu virüsün etkisindeki diğer ülkeler gerek ekonomik gerek sosyal hayatta olağanüstü önlemler almaktadır. Bu önlemler, salgının etkilerinden nüfuslarını korumaya ve sağlık sisteminin daha etkin olarak verilmesini sağlamaya yöneliktir. Ülkeler hali hazırda ekonomik önlemler alamamaktadırlar zira öncelikleri yaşam hakkını korumaktır.

Bu salgın hastalığın taraflar arasındaki sözleşmelere çok büyük etki yapacağını kabul etmemiz gerekir. COVİD 19 bir mücbir sebep midir? Olağanüstü hal midir? Hangi hukuki niteleme içerisinde kendisine yer bulacak ve sözleşmelere etkisi ne olacaktır? Bu soruların cevabını bulabilmemiz için “mücbir sebep” kavramını netleştirmemiz gerekir.

Mücbir sebebin kanunda yazılı bir tanımı yoktur. Doktrin ve Yargıtay kararlarından yola çıkarak mücbir sebep belirlemesi yapılmaktadır. Bu konuda verilen Hukuk Genel Kurulu kararında “Mücbir sebep, sorumlu veya borçlunun faaliyet ve işletmesi dışında meydana gelen, genel bir davranış normunun veya borcun ihlaline mutlak veya kaçınılmaz bir şekilde yol açan, öngörülmesi ve karşı konulması mümkün olmayan olağanüstü bir olaydır. Deprem, sel, yangın, salgın hastalık gibi doğal afetler mücbir sebep sayılır” denilmiştir.[1]

Olağanüstü hal ile mücbir sebep çoğu zaman karıştırılmaktadır. Her mücbir sebep bir olağanüstü haldir ancak her olağanüstü hal bir mücbir sebep değildir. Mücbir sebep daha genel bir kavramdır ve herkes için borcun ifasını imkânsıza getiren haldir. Olağanüstü hal ise sadece tek bir borçlu (gerçek ve/veya tüzel kişi) için bir imkânsızlık oluşturur. Örnekle açıklamamız gerekirse; “bir tacirin fabrikasında çıkan yangın sonucu teslimatı yerine getirememesi, borcunu ifa edememesi o tacir için bir olağanüstü haldir. Ama bir mücbir sebep değildir.”

Mücbir sebep genelde bir doğa olayı olabileceği gibi hukuki bir işlem ya da karardan da kaynaklanabilir. Bu açıklamalarımız ışığında COVİD 19’ un yarattığı hukuki durumu ele aldığımızda, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından PANDEMİ olarak kabul edildiğini görüyoruz. Peki, bu durum COVİD 19’ u bir mücbir sebep haline getirecek midir? (2936 sayılı OHAL kanununa göre tehlikeli salgın hastalıkların olağanüstü hal ilanına imkân verdiğini ancak ülkemizde şu aşamada ilan edilen bir OHAL olmadığını belirtmemiz gerekir.) Bu durumda bakılması gereken her somut olayın özelliğidir.” Her somut olay kendi içinde değerlendirilecek ve borçlu için hangi tür borç imkânsız hale geldi, bu borç ve somut ilişki için mücbir sebep oluştu, buna göre belirlenecektir. Mücbir sebebi belirleyecek olan da taraflar değil, bu belirlemeyi yapacak olan her somut olayın özelliğine göre elbette mahkemelerdir.

Hukukumuzda çok fazla sözleşme çeşidi mevcuttur. Bu konuda taraflara çok geniş bir serbesti tanınmıştır. Taraflar hukuka, ahlaka ve kanunun amir hükümlerine aykırı olmayacak şekilde aralarında sözleşme yapabilirler. Bu itibarla burada her bir sözleşme için ortak bir açıklama yapmak çok doğru değildir. Zira belirttiğimiz üzere her somut olay kendi içinde kendi şartları ile değerlendirilir. Burada yaptığımız açıklamalar genel ilkelerden ibarettir. Örneklemek gerekirse –UYGULAMADA KARŞIMIZA ÇOK FAZLA ÇIKAN- Banka Kredi, Kira, alım satım sözleşmeleri, işçi işveren arasındaki hizmet sözleşmeleri bu süreçten etkilenecektir. Sözleşmeler, taraflar arasında uygulanacak kanun hükmünde olduklarından tarafların ortak rızaları ile hükümleri kaldırılmadığı ve hâkim tarafından müdahale edilmediği sürece de taraflar arasında etkilerini göstermeye devam edecektir. Türk hukukunda sözleşmeler için benimsenen genel ilke “ahde vefa ilkesidir.”

Her somut olayın kendi özelinde COVİD 19’ un etkisinin değerlendirilmesi gerektiğini ve bu değerlendirmeyi de mahkemelerin yapacağını ifade etmiş idik. Elbette bu konuda taraflar her zaman aralarındaki sözleşme hükümlerini tadil edebilecekleri gibi uygulanmasını erteleyebileceklerdir.(Kanunun amir hükümleri saklıdır.) Peki taraflar kendi rızalarının uyuşmadığı bir durumda bu müdahaleyi nasıl sağlayabilecektir?

818 sayılı (Eski) Borçlar Kanununda sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması ile ilgili bir düzenleme yer almamıştır. Ancak kanunda açık bir hüküm olmamasına rağmen, içtihat ve doktrin yolu ile sözleşmelere hâkimin müdahalesi sağlanmıştır. Özellikle 1998-1999 ekonomik kriz döneminde doktrin ve içtihat temelli açılan “yabancı para üzerinden belirlenen kira sözleşmelerinde” uyarlama davaları ile sözleşmelerin değişen koşullara uyarlanması sağlanmıştır.

1.7.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 138. Maddesi ile bu belirsizlik giderilmiştir. TBK’ nın “Aşırı İfa Güçlüğü” başlığını taşıyan 138. Maddesine göre;

Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir.

Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkı yerine fesih hakkını kullanır.

 Bu madde hükmü yabancı para borçlarında da uygulanır.

COVİD 19’ un ülkemizde salgın haline gelmiş olması, bu süre içerisinde taraflardan sözleşmelerde yazılı edimlerinin ifasını beklemenin mümkün olmaması gibi tüm hususların değerlendirilmesini sağlamak üzere taraflardan birisi anılan maddeye dayanarak sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bunun mümkün olmaması halinde (zira sözleşmenin devamı taraflardan birisinin ekonomik mahvına sebep olabilir) sözleşmeden dönme hakkını kullanabilecektir. Ancak bu konuda belirtiğimiz üzere “her somut olayın özelliklerine göre mahkemelerce değerlendirme yapılması gerekmektedir. ”

                                            Av. Nevin YILDIRIM KARA


[1] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27.06.2018 gün 2017/11-90 E. 2018/259 K.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here