Boşanma sebepleri, Türk Medeni Kanunu m.161-166’da düzenlenmiştir.Bunlar zina; hayata kast-pek kötü veya onur kırıcı davranış; suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme; terk; akıl hastalığı ve evlilik birliğinin sarsılmasıdır.

ÖZEL- GENEL BOŞANMA SEBEPLERİ

Özel boşanma sebepleri, yasada gösterilen belirli ve özel sebebin gerçekleşmesi halinde evliliğin sonar erdirilmesine yol açarlar. Bunlarda, evliliğin sona ermesi için özel bir neden öngörülmüştür. Zina; hayata kast-pek kötü veya onur kırıcı davranış;suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme; terk ve akıl hastalığı sebepleri özel boşanma sebepleridir.

Genel boşanma sebebinde yasa koyucu boşanma için özel bir sebep saymamış, özel bir sebebe yer vermemiştir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması buraya girer. Zira burada yasa koyucu evlilik birliğini temelinden sarsan her olayın buraya girebileceğini öngörmüştür.

Söz konusu evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel boşanma sebebinin dayanağı şiddet uygulama, zina teşkil etmeyen cinsel sadakat yükümlülüğünün ihlali, eşe ve çocuklara ilgisizlik, terkin koşullarını taşımayan ayrı yaşama, hakaret, insanca yaşamanın asgari koşullarına uymama( temizliğe uygun davranmama, sosyal konumuyla bağdaşmayan giyim tarzı), cinsel uyumsuzluklar veya yetersizlikler, inanç, siyasi, sosyal veya kültürel düşünce farklılıkları, anlamsız ve aşırı derecede kıskançlık, psikolojik davranış bozuklukları vs. gibi her sebep buraya girebilir.

Bu nedenler genel boşanma sebebini düzenleyen Türk Medeni Kanunu m.166′ da evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeni olarak kanun koyucu tarafından teker teker sayılmamış olup, bu nedenlerin boşanma sebepleri olarak kabulü için ortak hayatı çekilmez hale getirmesi koşulu aranmıştır.Bu yazımızın alt kısmında işbu boşanma sebepleri Yargıtay Kararları ışığında incelenmiştir.

MUTLAK BOŞANMA NEDENLERİ

Mutlak boşanma nedenlerinden birisinin meydana gelmesi halinde, kusurlu olmayan taraf salt olarak bu boşanma nedenine istinaden boşanma davası açabilecektir.

1-ZİNA

TMK m.161′ de mutlak boşanma sebebi olan zina belirtilmiştir.

Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.

Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Zinanın boşanma sebebi kabul edilebilmesi için, cinsel ilişki koşulunun gerçekleşmiş olması gerekir. Dolayısıyla cinsel arzuları tatmin aşamasında olmayan davranışlar, bir yemekte, kafede, otomobildeki beraberlikler, cinsel ilişkinin gerçekleştiğine kanıt oluşturmayan ses veya görüntü kayıtları, yazışmalar, mektuplar zina değil, TMK m.166 çerçevesinde evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma sebepleri oluşturabilirler.

*Zina eylemine istinaden boşanma davası açılabilmesi için, diğer zina eylemine kendisi isteği ve iradesi dahilinde gerçekleştirmiş olmalıdır. Yani zina eylemini ika eden kişinin kusurlu olması gerekir. Cinsel saldırı söz konusu olduğunda zinadan söz edilemeyecektir.Dolayısıyla zina sebebine istinaden de boşanma davasının haklılığı olmayacaktır.

*Yine zina eylemini gerçekleştiren eş değil, zina eylemine gerçekleştirmeyen diğer eş boşanma davasında zina eylemini sebep olarak dayanabilecektir.

Hak Düşürücü Süre

Davaya hakkı olan eşin zina eyleminin öğrenmesinden ve her halde zina eyleminin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl geçmesi halinde dava hakkı düşecektir. Buradaki süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir.

Af

Af bir duygu açıklamasıdır. Af iradesinin açıklanması, herhangi bir şekil koşuluna bağlı değildir. Bu bağlamda zina eyleminin öğrenilmesine rağmen, diğer eşin yakın dostları ile birlikte buna affettiğine ilişkin yemekli toplantı yapılması; zina eden eşin pişman olduğuna ilişkin bir yazısıyla birlikte çiçek alan eşin zina eden eşe sarılması gibi eylemler affın varlığına delalet eder. Buna karşılık, bu davranışları sergilemeyen diğer eşin ortak konutu terk etmemiş olması, birlikte yaşamaya devam etmesi affın varlığına kanıt teşkil etmez.

2-Hayata Kast, Pek Kötü Veya Onur Kırıcı Davranış

TMK m.162 ‘de hayata kast- pek kötü veya onur kırıcı davranış boşanma sebebi belirtilmiştir.Mutlak boşanma sebebidir. Yani bu boşanma sebebiyle beraber ortak hayatın çekilmez hale gelmesi koşulu aranmaz.

Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.

Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

I. Hayata Kast

Hayata kast bir eşin diğeri bilerek ve isteyerek öldürmeye teşebbüs etmesidir.

Bu kapsamda boşanma davası açılabilmesi için gereken ilk unsur, eylemin kasıtlı olarak gerçekleştirilmesidir.Yani tedbirsizlik yahut dikkatsizlik nedeniyle gerçekleşmemesidir.

İkinci unsur ise, hayatına kast edilen kişinin boşanma davasını söz konusu sebebe dayanarak açacak olan eş olmasıdır.

Pek tabi ki bu eylem neticesinde ölüm meydana gelmemelidir. Zira ölüm gerçekleşmesi halinde, evlilik kendiliğinden son bulur.

II.Pek Kötü Davranış

Bu kapsamda , bir eşin diğerinin kişilik hakkını oluşturan değerleri ağır şekilde ihlal eden davranışları ifade eder. Bu bağlamda, bir eşin diğerine karşı şiddet uygulaması, özgürlüğünü kısıtlaması, onur ve haysiyet değerlerini ihlal etmesi, aç bırakması, insanlık dışı eylemlere katlanmaya zorlaması davranışlar pek kötü davranış olarak kabul edilecektir.

III. Onur Kırıcı Davranış

Bu hususta dikkat edilecek nokta, her onur kırıcı davranışın değil, ağır derece onur kırıcı davranışların varlığı halinde bu sebebe dayanarak boşanma davası açılabileceğidir. Kişin doğuştan sahip olduğu yahut kişin hal ve davranışları nedeniyle toplum tarafından kendisine verilen değerlerin toplamı, kişinin onurunu oluşturur. Bu anlamda bir eşin diğerini uygun olmayan ortamda ve yerlerde cinsel ilişkiye zorlaması, bu ilişkiyle ilgili ses veya görüntü kayıtları alması, bunları başkalarıyla paylaşması, diğerini yüz kızartıcı suçla itham etmesi( hırsızlık, evrakta sahtecilik, dolandırıcılık, yağma gibi) ağır derece onur kırıcı davranış teşkil edecektir.

Hak düşürücü süre ve af konusunda yaptığımız açıklamalar hayata kast- pek kötü veya onur kırıcı davranış boşanma sebebi bakımından da geçerlidir.

İşbu maddeyle ilgili olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2420 E. 2019/750 K. sayılı Kararında şu şekilde açıklamada bulunmuştur:

“…Görüldüğü üzere, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranışın gerçekleşmesi ile hâkim tarafından evlilik birliğinin çekilmez hâle gelip gelmediği şartını araştırmaya gerek kalmaksızın, boşanma kararı verilebilecektir. Başka bir deyişle TMK’nın 162. maddesi mutlak bir boşanma sebebi olup bu maddenin üç ayrı boşanma  sebebi saydığı söylenebilir.

Şöyle ki, madde metninde geçen “hayata kast” ifadesi ile eşini öldürme girişiminde bulunmak, onu intihara zorlamak gibi eşlerden biri tarafından diğerinin hayatına karşı yapılmış acı sonuç doğuran davranışlar kastedilmektedir (Akıntürk/Ateş, s. 249; Dural, M./Öğüz, T./Gümüş, M.A: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, Şubat 2019, s.110).

“Pek kötü davranış”; eşlerden birinin diğerine uyguladığı, vücut bütünlüğünü, bedensel veya ruhsal sağlığını bozucu ya da tehlikeye düşürücü davranışlardır. Dövme ve fiziksel şiddet uygulama, evden kovma, aç bırakma, anormal cinsel ilişkiye zorlama gibi davranışlar pek kötü davranışa örnek olarak gösterilebilir. İşlenen fiilin devamlılık arzetmesi zorunlu olmamakla birlikte pek kötü davranış eyleminin zülüm ve işkence boyutunda olması gerekmektedir (Gençcan, s.184).

Eski Medeni Kanunu’nda yer almayan ancak 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda düzenlenen “onur kırıcı davranış” ise , eşlerden birinin diğerine hakaret etmek, onu küçük düşürmek amacıyla yaptığı saldırıdır (Dural/Öğüz/Gümüş: Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, Şubat 2019, s.111). Ayrıca her türlü onur kırıcı davranış değil, ağır derecede onur kırıcı bir davranışın boşanma  sebebi sayıldığı da bilinmelidir.

Hemen belirtilmelidir ki, diğer eşin hayatına kast eden veya pek kötü ya da onur kırıcı davranışta bulunan eşin bunu kasten işlemesi ve ayırt etme gücünün bulunması gerekmektedir.

Madde de sayılan her üç neden için de, kusursuz olan eşin dava hakkı iki hâlde düşer. Bunlardan biri kusursuz eşin, hayatına kastetmiş veya kendisine pek kötü veya onur kırıcı davranışta bulunmuş olan eşini affetmesi; diğeri ise altı aylık ve beş yıllık hak düşürücü sürelerin geçirilmiş olmasıdır…”

3-TERK

TMK m.164′ te düzenlenmiştir. Mutlak boşanma sebebidir. Dolayısıyla aynı zamanda ortak hayatın çekilmez hale gelmesi koşulu aranmayacaktır.

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır.
Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz

Terk sebebine bağlı olarak boşanma davası açılabilmesi için gerçekleşmesi gereken şartlar şunlardır;

  1. Terkin boşanma sebebi olabilmesi için bir eşin diğer eşi terk etmiş olması gerekir.
  2. Terk eylemi, terk eden eşin özgür iradesi ve isteği sonucu gerçekleşmelidir.
  3. Kanun, her terk eylemini değil, evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri yerine getirmemek saikiyle yapılan terk eylemini boşanma sebebi olarak belirtmiştir.
    • Dolayısıyla terk eden eş bir görev, eğitim, emir ya da karar neticesinde ortak konutu terk etmiş ise bu unsur gerçekleşmemiş olacaktır.
  4. Terk eden eşin, haklı bir neden olmadan ortak konuta dönmemiş olması gerekir.
  5. Terk eyleminden itibaren en az altı ay geçmiş ve ortak konuta eşin dönmemiş olması gerekir.
  6. Terk edilen eş tarafından ortak konuta dönüş ihtarı yapılmış ve bu ihtarın sonuçsuz kalmış olması gerekir.
    • Ancak söz konusu ihtar terk eyleminden itibaren dört ay geçmeden yapılamayacaktır ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe de boşanma davası açılamaz.

NİSBİ BOŞANMA NEDENLERİ

1-Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme

TMK m.163’de suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme boşanma sebebi belirtilmiştir. Nispi boşanma sebebidir. Dolayısıyla aynı zamanda ortak hayatın çekilmez hale gelmesi koşulu da bulunmalıdır.

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.

Madde metninde yer alan ifadeden anlaşılacağı üzere eşin her türlü suçu değil, yüz kızartıcı suçu işlemesi halinde boşanma sebebi ortaya çıkacaktır. Bu anlamda olmak üzere, cinsel taciz, ırza geçme, teşhircilik, gibi başkalarının namusuna ve ırzına yönelik eylemlerle, hırsızlık, evrakta sahtecilik, dolandırıcılık gibi eylemler yüz kızartıcı suç kapsamına girer.

Haysiyetsiz hayat sürmek ise, toplumun ahlak ve değer yargılarına göre tayin edilir. Bu bağlamda  kadın ya da insan ticareti yapmak, teşhircilik yapmak, ekonomik ve mali durumu iyi olduğu halde dilenmek gibi eylemler haysiyetsiz hayat sürme olarak değerlendirilecektir.

2-Akıl Hastalığı

Türk Medeni Kanunu m.165’de düzenlenmiştir. Nispi bir boşanma sebebidir.

Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

Koşulları;

  1. Akıl hastalığının boşanma sebebi sayılması için evlenmeden sonra ortaya çıkmış olması gerekir.Çünkü evlenmeden önce mevcut olan akıl hastalığı Türk Medeni Kanunu m.145′ e göre evlenmenin butlanı sebebine neden olacaktır.
  2. İşbu akıl hastalığının geçmesi mümkün olmamalıdır.
  3. Akıl Hastalığı, resmi sağlık kurulu raporu ile belirlenmelidir.
  4. Eşlerden birinde evlenmeden sonra ortaya çıkan akıl hastalığı sebebiyle ortak hayatın çekilmez hale gelmiş bulunması gerekir.

3-EVLİLİK BİRLİĞİNİN SARSILMASI(GENEL VE NİSBİ  BOŞANMA SEBEBİ)

TMK m.166′ da düzenlenmiş olup, özel boşanma sebeplerinden hiçbirinin bulunmaması halinde boşanmak isteyen tarafın boşanma davasında dayanması gereken genel boşanma sebebidir. Dolayısıyla evlilik birliğinin sarsılmasına yol açan her sebep, bu maddeye göre boşanma sebebi olabilir.

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.

Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz.

Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

TMK m.166′ da düzenlenen evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma sebebini iki başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar geçimsizlik ve geçimsizlik karinesidir.

Geçimsizlik

Geçimsizliğe yol açan olaylar, evlilik sonrasına ilişkin olmalıdır. Evlilik öncesi eşlerin nitelikleri ve beklentilerine ilişkin olan eksiklikler, ancak yanılma veya aldatma nedeniyle, nisbi butlan sebebi olarak evliliğin iptaline yol açabilir.

Evlilik birliğini sarsılmasına yol açan sebeplerin kapsamı çok geniştir. Evlilik birliğinin yürütülmesi zora sokan her türlü sebep evlilik birliğinin sarsılmasına yol açan sebep olarak değerlendirilebilir.

Bu anlamda, eşler arasındaki kültür, inanç, siyaset , eğitim , gelenek ve görenek, yaşam tarzı gibi konulara ilişkin farklılıklar ortaya çıkabilir.

Türk Medeni Kanunu m.185’de düzenlenen hak ve yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi de evlilik birliğinin sarsılması nedeni olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda, eşlerin birlikte yaşamayı reddetmeleri, ailesiyle, arkadaşlarıyla, yakınlarıyla yaşaması, ortak konuta gelmemesi veya arasıra gelmesi, ortak konuta geç gelmesi evlilik birliğinden doğan yükümlülüğün ihlali olup, boşanma sebebi oluşturacaktır.

*Evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma davası ikame edecek olan davacı yanın kanun koyucu evlilik birliğinin sarsılmasında kusursuz ya da daha az kusurlu olan yan olması gerektiği kabul etmiş olup, davalı yanın kusurunun daha az veya kusursuz olması durumunda itiraz hakkı bulunduğunu belirtmiştir.

*Geçimsizlik nedeniyle boşanma nisbi boşanma sebebi olduğundan dolayı geçimsizliğin tek başına boşanma sebebi olması mümkün değildir. Aynı zamanda ortak yaşamın çekilmez hale gelmiş olması gerekir.

İşbu konuyla ilgili olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2423 E. 2019/872 K. sayılı Kararı şöyledir:

“…4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi;

“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.

Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir.

Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma  sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş birçok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime takdir hakkı tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin kültürel sosyal durumları, eğitim durumları, mali durumları, eşlerin birbirleri ve çocukları ile olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir.

Öte yandan, söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı birboşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da madem ki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer ( TMK m.2 ).

Bu durumda anılan madde hükmüne göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu hâlin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır ( TMK m. 166/2 )…”

Geçimsizlik Karinesine Dayanan Boşanma
1.Anlaşmalı Boşanma

Eşler kendi iradeleriyle evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesi nedeniyle boşanma kararı alabilirler. Ancak bazı koşulların biraya gelmesi gerekir.

Bunlar;

  1. Evliliğinin en az bir yıl sürmüş olması
  2. Eşlerin boşanma ve bunun bağlı sonuçlarında anlaşmış olması
  3. Eşlerin mahkemeye birlikte başvurması ya da diğerinin davasını kabul etmesi
  4. Eşlerin anlaşma iradelerini mahkemeye bizzat açıklamalarıdır.

Anlaşmalı boşanma hakkında daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak için anlaşmalı boşanma hakkındaki yazımıza bakabilirsiniz.

2.Üç Yıllık Fiili Ayrılık Nedeniyle Boşanma

Kanun koyucu Boşanma davasının açılmış ve reddedilmiş olmasına rağmen, eşlerin ortak yaşamı devam ettirmek amacıyla bir araya gelememeleri ve bu durumun üzerinde üç yıl geçmesi halinde artık bu evliliğin temelinden sarsıldığının kabul edilmesi gerektiğine kanaat etmektedir. Buna istinaden boşanma sebebi davası ikame edilebilmesi için bulunması gereken şartlar;

  1. Boşanma davasının açılmış ve reddedilmiş olması
  2. Üç yıl süreyle ortak yaşamın kurulamamış olması
  3. Eşlerden biri tarafından boşanma davasının açılmış olmasıdır.

Mahkemece Boşanma Sebeplerin Oluşmadığı Kanaatine Varılması Halinde Ne Olur?

Eğer taraflarca boşanma sebeplerinin varlığı ispatlanamazsa Mahkemece boşanma davasının reddine karar verilecektir. Nitekim TMK m.170/1’e göre, boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hakim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Madde lafzından anlaşılacağı üzere, sebeplerin varlığı ispatlanamazsa boşanmaya karar verilmeyecektir.

YARGITAY KARARLARI

Telefonlara Çıkmamak ve Aramamanın Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2719 E. 2019/341 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yukarıda da belirtildiği üzere, TMK’nın 166. maddesinin birinci fıkrası uyarınca taraflar arasında geçen her olay boşanma kararı verilmesi için yeterli olmayıp, bu olayların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebebiyet vermesi gerekmektedir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; tarafların 27.05.2011 tarihinde evlendikleri, eldeki davanın 07.03.2013 tarihinde açıldığı, dinlenen tanık beyanlarına göre davalı kadının, eşinin ailesi ile görüşmek istemediği, kendi annesinin evliliğe olan müdahalesine ses çıkarmadığı buna karşılık davacı erkeğin de annesinin müdahalesine izin verdiği ve tarafların ayrılmalarına sebep olan son olayda eşini Konya iline rıza ile gönderdikten sonra telefonlara çıkmamak ve aramamak suretiyle boşanma davası açtığı, bu durumda eşlerin eşit kusurlu olduğu ve evlilik birliğinin devamının eşlerden beklenmeyecek ölçüde temelinden sarsıldığı, davacı erkek tarafından açılan boşanma davasının kabul edilmesi gerektiği dosya kapsamı ile sabittir…”

Eşi Ortak Konuta Davet Etmede Davet Edenin Diğer Eşi Affettiğine İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/3143 E. 2019/7767 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…davalı-karşı davacı erkeğin, her iki davadan önce 19.06.2013 tarihinde noter aracılığı ile “Lojmana taşınması sebebiyle taşınma aşamasında eşinin evde bulunması, taşındıktan sonra da ortak konutun lojmandaki konut olması sebebiyle eşinin o adrese gelmesi” talebini içerir ihtar çektiği anlaşılmaktadır. Davalı-karşı davacı erkek ihtar çekmekle ihtar tarihinden önceki olayları affetmiş, en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü gerekir. Gerçekleşen bu durum karşısında davacı karşı davalı kadına güven sarsıcı davranış vakıası kusur olarak yüklenemez.

Açıklanan sebeple davacı-karşı davalı kadının boşanmaya sebep olan olaylarda kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca hatalı değerlendirme ile davacı-karşı davalı kadının tamamen kusurlu olduğunun kabulüyle erkeğin davasının kabulüne ve erkek lehine manevi tazminata hükmedilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”

Fiziksel Şiddet Uygulamak, Hakaret ve Aşağılamanın Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/3143 E. 2019/7767 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Davacı karşı davalı kadının dava dilekçesinde belirttiği 10.07.2013 tarihinde açtığı bağımsız tedbir nafakası davasında davalı-karşı davacı erkeğin kusurları kesinleşmiş olup, incelenen dosyada Dairemizin 2016/6396 Esas ve 2016/8540 karar sayılı karar düzeltme ilamı ile erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, hakaret ettiği ve eşini aşağıladığı belirtilerek kadının ayrı yaşamakta haklı olduğu gerekçesiyle nafakaya hükmedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu halde davalı karşı davacı erkeğin kesinleşen bu kusurlu davranışlarına göre taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davacı karşı davalı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-karşı davalı kadının davasının kabulüyle boşanmaya karar verilecek yerde yetersiz gerekçe ile davacı-karşı davalı kadının davasının reddi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir…”

Ters İlişkiye Zorlamanın Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/2079 E. 2019/7685 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, ilk derece mahkemesinin de kabulünde olduğu üzere, davacı-karşı davalı kadının eşinin kendisini, ters ilişkiye zorladığına ilişkin iddiasının kanıtlandığı Vakfıkebir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/481 soruşturma sayılı dosyasındaki davalı- karşı davacı erkeğin kabul beyanından anlaşılmaktadır.

O halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akış karşısında davacı-karşı davalı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-karşı davalı kadının davasının kabulüne yönelik davalı-karşı davacı erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilecek yerde, yazılı şekilde yetersiz gerekçe ile davalı-karşı davacı erkeğin istinaf başvurusunun kabulüyle davacı-karşı davalı kadının davasının reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”

Eşlerin Çok Kısa Bir Süre İçin Bir Araya Gelmeleri ve Birbirlerine Hoşgörülü Olmaları Evlilik Birliğinin Çekilebilir Hale Geldiğini Göstermediğine İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/3192 E. 2019/7665 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince, “Kadının, eşinin kumar alışkanlığını biliyor olması ve evlilik birliğine devam etmesi, evlilik birliğinin temelinden sarsılması gerçeğini değiştirmeyeceği ne var ki tarafların boşanma dava tarihinden yaklaşık 1 ay önce birlikte tatil yaptıkları ve aynı otel odasında kaldıkları bu hale göre davacı kadının davalı eşinin kusurlarını affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesince dinlenen Tanık Uğur Canatan “Tatile biz önce M. ve çocuklar ile birlikte gittik, davacı işinden dolayı bize sonradan katıldı. Kendisini havaalanında karşıladık. Otel de çocuklar ile aynı odayı tutmuşlardı. Sıkışıklık olduğu için ben bir kişiyi yazlığımda misafir edebileceğimi söyledim. M. bizimle birlikte yazlıkta kaldı, Seçil ise çocuklar ile birlikte otelde kaldı. Tatilin son günü de M. ertesi gün dönüşte zorluk olabileceğini ve çocuklar ile birlikte kahvaltı yapıp otelden ayrılmalarının daha iyi olabileceğini söyledi. O gece de zaten geç vakitlere kadar oturmuştur. M. o gece otelde eşi ve çocukları ile birlikte kaldı. Sonrasında Seçil ve çocuklar M.’in abisi A. ile beraber Ankara’ya döndüler, biz de M. ile birlikte yaşlı ve rahatsız olan dayımızı almak üzere İzmir’e gittik.” şeklinde beyanda bulunmuş bölge adliye mahkemesince bu tanığın beyanı da dikkate alınarak davanın reddine karar verilmiş ise de, tarafların çok kısa bir süre çocukları dolayısıyla tatilde bir araya gelmeleri, tatil yerinde de ayrı yerlerde kalmaları dikkate alındığında birliğin davacı açısından çekilebilirliğini göstermediği gibi eşin kusurlarının affedildiği yada hoşgörü ile karşılandığı anlamına da gelmez.

Toplanan delillerle davalı erkeğin kumar alışkanlığının bulunduğu, kumar alışkanlığı sebebiyle birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde (TMK m.166/1) yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…”

Ortak Konutun Manevi Bağımsızlığının Sağlanmayarak Ailenin Evliliğe Müdahalede Bulunmasının Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/2232 E. 2019/6944 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı-davacı erkeğin ortak konutun manevi bağımsızlığını sağlamadığı ve annesinin evliliğe olumsuz müdahalesine sessiz kaldığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davacı-davalı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalı kadının boşanma davasının kabulü (TMK m. 166/1) ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile kadının davasının reddi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir…”

Birlik Görevlerinin Yerine Getirilmemesi ve Eşe İlgisiz Davranılmasının Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/565 E. 2019/5585 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediği, evine ve eşine ilgisiz davrandığı, ortak çocuğun doğumuyla ilgilenmediği, doğumdan sonra çocuğunu görmeye gitmediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır…”

Eşlerin Üçüncü Kişilerle Yaptığı Olağan Konuşmaların Güven Sarsıcı Olarak Nitelendirilip Boşanma Sebebi Yapılamayacağına İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/1174 E. 2019/2774 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Türk Medeni Kanunu’nun 166/1-2 maddesi uyarınca boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi “ Son dönemlerde davalıya ait bir kısım yazışmaların ortaya çıkması üzerine aralarında geçimsizlik baş gösterdiği, tarafların aynı evde iki yabancı kişi gibi ayrı odalarda yatmaya başladıkları, davalı erkeğin eski bir kız arkadaşı ile olan yazışmalarda aralarında davacı kadının güvenini sarsacak ölçüde arkadaşlık boyutunu aşacak samimi ifadeler bulunduğu” gerekçesiyle davanın kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de;

davacı kadın tarafından dosyaya sunulan iki adet mail yazışması incelendiğinde, dava dışı üçüncü kişinin kendi çocukları ile birlikte yer aldığı fotoğrafı davalı erkeğe, onunda koruyucu ailesi olduğu çocuğun fotoğrafını dava dışı üçüncü kişiye göndermesi ve karşılıklı selam iletmekten ibaret mesaj yazılması şeklinde gerçekleşen olayda, davalı erkeğin boşanmaya sebep olacak nitelikte davacı kadının güvenini sarstığının kabulü mümkün bulunmamaktadır.

Toplanan diğer delillerle de, davalı erkeğin güven sarsıcı davranışları ispatlanamamış olup, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi doğru olup, davacı kadının bu yöne ilişkin istinaf isteğinin reddi yerine, delillerin takdirinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir…”

Sürekli Olarak Eşe İstenmediğinin, Nefret Edildiğinin, Boşanma Davası Açılacağının Söylenmesinin Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/5345 E. 2019/2579 K.sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı-karşı davalı kadının, davalı-karşı davacı erkeğe sürekli olarak kendisinden boşanacağını, istemediğini, nefret ettiğini, rezil edeceğini söylediği ve boşanmak için delil yaratma çabası içerisinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davalı-karşı davacı erkek dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davalı-karşı davacı erkeğin davasının kabulü (TMK m. 166/1) ile boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile erkeğin davasının reddi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir…”

Eşin İntihara Teşebbüs Etmiş Olmasının Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/7924 E.  2019/2440 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-davalı erkeğin tamamen kusurlu olduğu gerekçesiyle davasının reddine karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı-davacı kadının intihara teşebbüs ettiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davacı-davalı erkek dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davacı-davalı erkeğin davasının kabulüyle boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davasının reddi doğru bulunmamış, bozmayı gerektirmiştir…”

Fiziksel Şiddet Uygulamanın ve Uzun Süre Ayrı Yaşamanın Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/4859 E. 2019/2327 K. Kararı şu şekildedir:

“…Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar (TMK m. 185/3). Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir (TMK m. 166/1).

Somut olayda, yapılan yargılama ve toplanan delillerle, davalı erkeğin davacı kadına sürekli fiziksel şiddet uyguladığı ve tarafların yaklaşık 10 yıldır ayrı yaşadıkları anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir.

Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”

Sadakat Yükümlülüğüne Aykırı Davranmanın ve Hakaret Etmenin Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

“…Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı erkeğin uzun süredir başka bir kadınla duygusal anlamda görüşmek suretiyle güven sarsıcı davranışlar sergilediği, tanık olarak dinlenen ortak çocuk Sevda’nın davalı erkek ile başka bir kadın arasında geçen duygusal içerikli mesajları gördüğü, davalı erkeğin tanık Enver’e “bunlar ufak tefek kaçamaklar, bu olayın duyulmasını istiyorum, artık ne olacaksa olsun” şeklinde sözler söylediği, taraflar arasında gerçekleşen son tartışmada davacı kadına “evden defol git, s..tir ol git” dediği anlaşılmaktadır.

Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı, dava açmakta haklıdır…”

Aşağılama ve Günlük Yaşam Koşulları Konusundaki Baskıların Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/6602 E. 2019/2319 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillerden; tarafların 30.09.2012 tarihinde evlendikleri, bir banka şubesinde müdür olarak çalışan davalı kadının eşinin baskıcı davranışları sebebiyle 15.03.2013 tarihinde işinden ayrıldığı, davalı erkeğin kadının işi ile ilgili olarak “konsomatris gibi ona buna ziyarete gidiyorlar” diyerek aşağıladığı, 2014 yılının Haziran ayında Kıbrıs adasında bir türbe ziyareti sırasında başörtüsünü evde unutan kadına yönelik olarak “sonradan olma akıl ile bir yere kadar, iman zayıf olursa” şeklinde sözler söylediği, …’a dönüşünü bildirmediği eşinin benim neden haberim yok demesi üzerine eşine “sana hesap mı vereceğim” dediği, 06.07.2014 tarihli son olayda ise kadının tanık H.’ı telefonla aradığı ve davalı erkeğin kendisini kovduğunu, üzerine yürüdüğünü, kendisini kilitlediği odanın kapısını kıracağını söylediği sırada bağırma seslerinin tanık tarafından duyulduğu, evlendikten sonra kadının giyim ve günlük yaşam tarzının eşinin baskısıyla değiştiği anlaşılmaktadır.

Bu halde, davalı erkeğin aşağılama ve baskıya yönelik davranışlarının süreklilik gösterdiği de dikkate alındığında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK m. 166/1) karar verileceği yerde yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir…”

Karşı Cinsle Başka Bir Evde Birlikte Kalan Eşin Zina Yaptığının Sabit Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/3397 E. 2019/2071 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece erkeğin zina hukuki sebebine dayalı boşanma talebinin (TMK m. 161) reddine karar verilmiştir. Toplanan delillerle, kadının başka bir erkekle birlikte aynı evde kaldıkları anlaşılmaktadır. Zina olgusu ispatlanmıştır. Davalı-karşı davacı erkeğin zina hukuki sebebine dayalı boşanma talebinin (TMK m. 161) kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”

Kadının Geceleyin Başka Bir Erkeği Konuta Alması Zinanın Varlığına Delalet Ettiğine İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2014/2-845 E. 2015/1741 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

…Davalı-davacı (kadın)’ın, 05.12.2010 günü ortak konuta erkek aldığı, aynı gece saat 22.00’de evde bu kişiyle birlikte yakalandığı, bu şahsın tuvalette gizlenmiş halde bulunduğu, bu olay öncesinde de bu şahısla muhtelif tarihlerde çok sayıda görüşmesinin olduğu, yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır.

Kadının, yalnızken geceleyin bir başka erkeği ortak konuta alması, zinanın varlığına delalet eder. Bu bakımdan zina kanıtlanmıştır. Tarafların “zina” (TMK m. 161) sebebiyle boşanmalarına karar verilmesi gerekirken, boşanma kararının Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesine dayandırılması doğru bulunmamıştır…”

Sadakat Yükümlülüğünü İhlal Etmenin, Sürekli Alkol Almanın ve Aileye İlgisiz Davranmanın Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/2264 E. 2019/1648 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Öyleyse tüm bu açıklamalar ışığında ve birleştirilerek görülen her iki davadaki mevcut delil durumu dikkate alındığında, davalı-davacı erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği, birlik görevlerini ihmal edecek düzeyde sürekli alkol kullandığı ve ailesine ilgisiz davrandığı anlaşılmaktadır.

Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı-davalı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya ( TMK m. 166/l ) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davacı-davalı kadının davasının reddi doğru bulunmamıştır…”

Evlilik Birliği Görevinin Yerine Getirilmemesi ve İhtiyacı Aşan Şekilde Harcamalar Yapmanın Boşanma Sebepleri Olmasına İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi  2018/1673 E. 2019/1630 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Karşılıklı boşanma davalarının yapılan yargılaması sonunda, mahkemece kadının boşanma davasının kabulüyle tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesi uyarınca boşanmalarına, davalı karşı davacı erkeğin ise boşanma davasının reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davacı-karşı davalı kadının evlilik birliğinden kaynaklanan görevlerini yerine getirmediği, ihtiyacı aşan şekilde harcamalar yaptığı anlaşılmaktadır.

Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-karşı davacı erkek dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, davalı-karşı davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır…”

Birlik Görevlerini Yerine Getirmeyerek Eşin Ailesine Şiddet Uygulamanın Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/3990 E. 2018/14467 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Taraflarca Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesine (evlilik birliğinin sarsılması sebebine) dayalı olarak boşanma davaları açılmıştır. Mahkemece, davalı-karşı davacı erkeğin açtığı boşanma davasının reddine, davacı-karşı davalı kadının boşanma davasının ise kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Hükmün temyizi üzerine Dairemizin 2016/18156 esas, 2017/4489 karar sayılı bozma ilamı ile “Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı-karşı davalı kadının, birlik görevlerini yerine getirmediği ve kayınvalidesini yaraladığı anlaşılmaktadır.

Bu halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen olaylar karşısında davalı-karşı davacı erkek de dava açmakta haklıdır…”

Fiziksel Şiddet Uygulamanın ve Cinsel Birliktelikten Kaçınmanın Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2017/3788 E. 2018/14275 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; mahkemece davalı-karşı davacı erkeğe yüklenen kusurlu davranış yanında, davacı-karşı davalı kadının da … Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2011/416 esas sayılı ceza dosyası içeriği dikkate alındığında, davalı-karşı davacı erkeğe fiziksel şiddet uyguladığı ayrıca davalı-karşı davacı erkek tarafından delil olarak dosyaya sunulan, davacı-karşı davalı kadının da kendisi tarafından yazıldığı kabul edilen günlük tarzı tutulmuş notların içeriğinden anlaşıldığı üzere, davacı-karşı davalı kadının cinsel birliktelikten de kaçındığı, bu günlük tarzı tutulmuş notların erkek tarafından, kadına zorla ya da baskıyla yazdırıldığını ispata yarar herhangi bir dahilinde davacı-karşı davalı kadın tarafından mahkeme dosyasına ibraz edilmediği anlaşılmaktadır.

O halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davalı-karşı davacı erkek dava açmakta haklıdır…”

Eşin Fiziksel Şiddet Uygulaması ve Diğer Eşin de Güven Sarsıcı Davranışlarda Bulunması Halinde Bu Boşanma Sebepleri İle Tarafların Eşit Kusurlu Hale Geldiğine İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2018/6156 E. 2018/12789 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece “Evlilik birliği devam ederken taraflar arasında evliliğin başından itibaren geçimsizlik olduğu davacı kocanın eşini darp ettiği, davalı kadının darp nedeniyle evi terketttiği ancak tarafların yeniden bir araya gelerek barıştıkları, son olayda davacı kocanın eşini yine darp ettiği, davalının da evden ayrıldığı, darp olayının tanık anlatımları ve … … 3.Asliye ceza Mahkemesi kararıyla sabit olduğu, bu haliyle evlilik birliğini temelinden sarsan olaylarda davacı kocanın ağır kusurunun bulunduğu, davalı kadının da çocuğuna gerekli ilgiyi göstermediği ve anne sütünden mahrum bıraktığı, ayrıca kayınvalide ve kayınpederine karşı gerekli saygıyı göstermediği anlaşılmakla koca kadar olmasada evlilik birliğini temelinden sarsan olaylarda kusurlu olduğu, kadının şiddet sonrası anne evine gittikten sonra mektup bırakıp evden ayrılması çaresizlik içinde yapılan bir davranış olduğu değerlendirilerek erkeğin ağır kusurlu olduğu” gerekçesiyle boşanmalarına karar verilmiştir.

Toplanan delillerden mahkemece kadına kusur olarak yüklenen eylemlerden sonra tarafların barışıp bir süre aynı evde yaşadıkları, erkeğin; kadının bu eylemlerini affettiği, en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü gerekip, bu eylemler kadına kusur olarak yüklenemez.

Tarafların erkeğin 23.01.2015 tarihli boşanma davasından sonra barışıp birlikte yaşadıkları, sonrasında 08.04.2015 tarihinde yeniden ayrı yaşamaya başladıkları, kadının birleşen boşanma davasının ise ikinci ayrılık sonrası 30.04.2015 tarihinde açıldığı anlaşılmış olup, bu hale göre kusur belirlemesinin kadının birleşen davasında tarafların iddia ettikleri olaylar açısından yapılması gerekmektedir.

Tarafların barışıp birlikte yaşamalarından sonra yaşanan son olayda mahkemenin de kabulünde olduğu üzere erkeğin eşine fiziksel şiddet uyguladığı, bunun karşısında kadının da “bana değer verecek biri ile gidiyorum” yazılı bir mektup bırakarak bir süre ailelerce bilinmeyen bir yerde kaldıktan sonra ailesinin yanına döndüğü ve bu haliyle güven sarsıcı davranışta bulunduğu anlaşılmaktadır.

Bu durumda boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Mahkemece bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu erkeğin ağır kusurlu olarak kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”

Eşin Diğer Eş Hakkında Dedikodu Yapmasının ve Eşi Başkalarıyla Kıyaslamasının Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/3591 E. 2015/18325 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda; davalı-karşı davacı erkeğin mahkemece belirlenen kusurlarına karşılık, davacı-karşı davalı kadının da, eşini başkalarıyla kıyasladığı, hakir gördüğü, eşine baskı uyguladığı ve davalı-karşı davacı erkeğin iktidarsız olduğuna dair dedikodu çıkardığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında davalı-karşı davacı erkek için de, evlilik birliğini temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Gerçekleşen bu olaylar karşısında davalı-karşı davacı erkek de dava açmakta haklıdır. O halde, davalı-karşı davacı erkeğin davasının da kabulüyle boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile karşı davanın reddi doğru görülmemiştir…”

Fiziksel Şiddet Kullanmanın ve Hakaret İçerikli Sözcükler Kullanmanın  Onur Kırıcı Davranış Olup Boşanma Sebepleri Olduğuna İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2420 E. 2019/750 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

…Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, tarafların fiilen ayrı yaşamaya başladığı dönemde davacı-karşı davalı erkeğin ortak çocuk Y.’u görmek için müşterek haneye gittiği, kapının girişinde tarafların tartışmaya başladıkları, karşılıklı itiş kakış yaşandığı, erkeğin içeri girip eşini yatak odasına götürerek koluna vurduğu, saçını çektiği ve tanık ifadesine göre erkek eşin elinde bir yumak saç kaldığı, bu olay nedeniyle Silifke Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2012/1276 E., 2013/198 K. sayılı dosyasında tarafların yargılanarak ceza aldığı,

bu olaydan iki gün sonra da davalı-karşı davacı kadının boşanma davası açtığı, diğer yandan erkeğin eşini etrafta “ahlâksız, içkici” gibi sözlerle kötülediği tüm dosya kapsamı ile sabittir. Davalı-karşı davacı kadının ceza dosyasına konu fiziksel şiddet eylemi nedeniyle eşini affettiğine dair herhangi bir delil de bulunmamaktadır.

O hâlde, davacı-karşı davalı erkeğin eşine fiziksel şiddet uygulaması ve sarf ettiği hakaret sözcükleri dikkate alındığında bu eylemlerin onur kırıcı davranış sayılacağı, dolayısıyla TMK’nın 162. maddesinde belirtilen koşulların oluştuğu ve kadın eşin karşı davasının kabulü gerektiği belirgindir…”

Eşin Hatasını Sürekli Dile Getirmenin Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-1938 E. 2019/378 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Diğer yandan, toplanan deliller itibariyle, davalı erkeğin, aile birliğini ekonomik yönden sarsacak şekilde borçlandığı, bu şekilde birlik görevlerini yerine getirmediği, buna karşılık davacı kadının eşinin birine kefil olması sonucunda borçlanma hadisesini her fırsatta gündeme getirip tartışma çıkardığı, en son Gaziantep ilinde bulunan müşterek evden ayrılarak ablasının yanına Kayseri’ye gittiği ve geri dönmediği, bunun üzerine davalının davacının özel bir takım eşyalarını Kayseri’ye götürdüğü, anne yanında bulunan ortak çocuğun da okuluna devam etmesi amacıyla babasıyla birlikte müşterek haneye döndüğü, tarafların bu şekilde ayrıldığı belirlenmiştir.

Gerçekleşen bu durum karşısında evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tarafların birinin kusurunu diğerinden baskın kabul etmek mümkün değildir.

Bu itibarla, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Bu sebeple davacı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine dair mahkemece verilen direnme kararı yerindedir…”

Düğün Yapılacağı Belirtip Düğün Yapmamanın Kadını Küçük Düşürücü Olması Sebebiyle Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-1931 E. 2019/340 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Bilindiği üzere, evlenmenin yasal şartı olmamakla birlikte düğün merasimi, Türk kültüründe bir nevi evliliğin ilanı niteliği taşıyan, ailelerin ekonomik durumları, toplumsal kökeni, eğitim düzeyi ve yaşadığı yere göre farklılık gösteren bir gelenek olup, somut olayda da tarafların bu geleneğin yerine getirilmesi konusunda mutabakatları bulunmaktadır.

Ne var ki, davalının birtakım sebeplerle söz verdiği düğünü yapmaya yanaşmadığı, düğün tarihi ve yerinin belirlenerek davetiyelerin de dağıtılmasına rağmen bildirilen tarihte düğünün yapılmaması ve düğün için yapılan diğer tüm hazırlıkların sonuçsuz kalması sebebiyle davacı kadının ailesine ve çevresine karşı küçük düştüğü, bu suretle evlilikte eşine olan güvenini yitirdiği, evlilik birliğinin devamının davacıdan beklenmeyecek ölçüde temelinden sarsıldığı tüm dosya kapsamı ile sabittir…”

Eşine Haber Vermeksizin Kredi Çekmenin Güven Sarsıcı Olması Nedeniyle Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi  2016/16861 E. 2018/5575 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat talep eden tarafın kusursuz veya az kusurlu olmasının yanında, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması da gerekir (TMK m. 174/2).

Somut olayda, yukarıdaki bentte belirtildiği üzere, davalı erkeğin eşinden habersiz kredi çekmek suretiyle güven sarsıcı davranışta bulunduğu…”

Ağız Kokusunun Tek Başına Boşanma Sebebi Yapılamayacağı Eşin Tedavi Olmayı İsteyip İstemediğinin Araştırılması Gerektiğine İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2004/477 E. 2004/1542 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Ağız ve vücut kokusu başlı başına boşanma nedeni değildir. Davalı da var olduğu iddia edilen bu rahatsızlığın tedavisinin mümkün olup olmadığı, davalının tedaviden kaçınıp kaçınmadığı bu rahatsızlığın evlilik birliğini davacı koca için çekilmez hale getirip getirmediğinin uzman hekimlerden oluşan sağlık kurulu raporu ile belirlenmesi sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Mahkemece tebliğ edilen açıklamalı davetiye bu koşulları içermediği gibi davalı kadın daha sonra duruşmaya gelip hastaneye sevkini istediği halde bu konuda işlem yapılmaması da doğru değildir. Bu yönler araştırılıp incelenmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır…”

Eski Sevgiliyle Konuşmanın Güven Sarsıcı Olması Nedeniyle Boşanma Sebebi Olduğuna İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi  2012/27105 E. 2013/14053 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece, “boşanmaya sebep olan olaylarda davalı tamamen kusurlu ” bulunmuş ve davacı yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Oysa, davacının “Melek Çınar” rumuzuyla sosyal paylaşım sitesinde kendisine sayfa oluşturduğu ve sanal ortamda eski sevgilisiyle sık sık “iletiler” yoluyla iletişim kurduğu yapılan soruşturma ve toplanan delillerle anlaşılmaktadır. Davacının gerçekleşen bu davranışı güven sarsıcıcı niteliktedir ve kusur teşkil eder…”

Barışma Girişimi Nedeniyle Bir Araya Gelmiş Olmanın Eşi Affettiği Anlamına Gelmemesine İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2017/5738 E. 2019/2560 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Davacı kadının kolluktaki anlatımına göre, barışma girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığı anlaşılmaktadır. Tarafların fiilen ayrılmalarından sonra davacı kadının ailesinin evinde bir araya gelerek barışma girişiminde bulunulmuş olması; af iradesini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyan başka olgu ve deliller bulunmadıkça, önceki olaylardan dolayı davacı kadının eşini affettiği anlamına gelmediği gibi erkeğin davacı kadına yönelik fiziksel şiddetinin süreklilik arz ettiği anlaşılmaktadır.

O halde, davalı erkeğin mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlarına göre taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı kadın dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre davanın kabulüyle boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır…”

Aynı Evde Oturmanın Af Olgusunun Varlığına Delil Teşkil Etmeyeceğine İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2-2067 E. 2019/296 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Kural olarak boşanma davalarında da eşlerin boşanma davasına konu ettiği olaylar sonrası barışmaları, barıştıklarını beyan ederek birbirilerine karşı yürüttükleri hukuki süreçleri sonlandırmaları veya gerçekleştiği iddia edilen olaylara rağmen evlilik birliğini makul bir süre sürdürmeye devam etmeleri hallerinde “af” niteliğindeki davranışlardan söz edilir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; 29.04.2005 tarihinde evlenen tarafların davanın açıldığı tarihte ve davadan bir süre sonra da aynı evde yaşamaya devam ettikleri taraf beyanları ile sabittir. Ancak aynı evde oturma hâli her zaman tek başına af anlamına gelmediği gibi boşanma davası açmaya da engel değildir.

Nitekim, davalı erkek cevaba cevap dilekçesinde aynı evde fakat ayrı odalarda yaşadıklarını, müşterek evin davalıya ait olması sebebiyle kira ödediğini beyan etmiştir.

Ayrıca, mahkemece, davacı kadının dava dilekçesinde davalı erkeğin müşterek konuttan uzaklaştırılması yönünde talepte bulunması üzerine, bu talebin tefrik edilerek kaydedildiği aynı mahkemenin 2013/123 değişik iş sayılı dosyasında müşterek evin davacı kadına ve müşterek çocuklara tahsis edildiği anlaşılmaktadır.

O hâlde, tarafların sırf aynı evde yaşaması evlilik birliğinin hâlen çekilebilir olduğunu gösteren bir delil veya olgu olarak kabul edilemeyeceği gibi, mahkemenin de kabul ettiği üzere taraflar arasında yaşanan ve ceza davasına konu olan fiziksel şiddet olayından sonra tarafların barışarak birlikte yaşamaya devam ettiği, öte yandan davalı erkeğin bu iddia nedeniyle yargılanıp mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığından beraat ettiği, dolayısıyla fiziksel şiddet iddiasının davacı erkeğe kusur olarak yüklenmesinin mümkün görülmediği, ancak davacının eşine hakaret ettiği, davalı kadının ise eşine “şizofren” şeklinde sözler söylediği ve eşini eve almadığı tüm dosya kapsamı ile sabittir.

Bu durumda, mahkemece tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle boşanma kararı verilmesi isabetlidir…”

Hukuka Aykırı Delille Af Olgusunun Kanıtlanamayacağına İlişkin

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/5520 E. 2019/2308 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı erkeğin davacı kadına yönelik olarak sürekli olarak “Kızınız deli, tımarhaneye yatırın, şişmansın, estetik ameliyat ol, senin hiç bir şeye aklın ermez, sen ne anlarsın, ruh hastasısın, sende psikolojik bozukluk var, git tedavi ol…” diyerek eşini aşağıladığı ve ona hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Davalı erkek tarafından sunulan görüntü kayıtlarına ilişkin CD’nin kadının rızasına aykırı olarak hukuka aykırı yolla elde edildiği anlaşıldığından, hukuka aykırı bu delilin af olgusunun ispatında dikkate alınması mümkün olmadığı gibi, davacı kadının eşinin süreklilik gösteren kusurlu davranışlarını affettiğine dair başkaca bir delil ve olgu da ispatlanamamıştır.

Bu halde, davalı erkeğin aşağılama ve hakarete yönelik davranışlarının süreklilik gösterdiği de dikkate alındığında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK m. 166/1) karar verileceği yerde yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru değildir…”

Boşanma Kararı Kesinleşinceye Kadar Eşin Sadakat Yükümlülüğünün Devam Ettiğine İlişkin

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/4-1473 E. 2018/1824 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Mahkemece, davalı-karşı davacının boşanma davası devam ederken ayrı yaşama hakkına sahip olan kadının başka bir erkekle birlikte yaşamasının davacı-karşı davalının kişilik hakkına saldırı olarak kabul edilemeyeceği, kaldı ki boşanma davasında da davacı-karşı davalının başka bir kadınla birlikte yaşadığı belirlenerek kusurlu olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki belgelerden, taraflar arasındaki boşanma davasının 24/05/2007 tarihinde açıldığı, boşanma davası açılmadan önce davalı-karşı davacının baba evine gitmiş olduğu, davacı-karşı davalı kocanın ise yine boşanma davası açılmadan önce başka bir kadınla birlikte yaşamaya başladığı, 19/12/2008 tarihinde boşanmalarına karar verildi.ği, davalı-karşı davacının 2009 yılı yaz aylarında başka erkekle gayri resmi şekilde birlikte yaşamaya başladıkları, boşanmaya ilişkin ilamın ise 2010 yılında kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, mensubu oldukları aile birliğine karşı da sorumluluk altına girerler. Davacı-karşı davalının eşi olan davalı-karşı davacının, boşanma davası kesinleşmemesine rağmen bir başkası ile birlikte yaşamaya başlaması evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir.

Evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu hususunda kuşku yoktur. Dolayısıyla, bu eylemi gerçekleştiren eş, diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur…”

Mahkemece Verilen Kararda Boşanma Sebepleri Tartışılmalı ve Tarafların Kusur Durumları Belirlenmesi Gerekliliğine İlişkin

Yargıtay  2. Hukuk Dairesi 2019/1573 E. 2019/7046 K. sayılı Kararı şu şekildedir:

“…Anayasa’nın 141/3. maddesi “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” buyurucu hükmünü içermektedir.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 197. maddesinde de kararın kapsayacağı hususlar ayrıntılı biçimde belirtilmiş olup, bu maddenin 1. fıkrasının 3. bendine göre; mahkeme kararlarında iki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması, ret ve üstün tutulma nedenleri, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebebin açıkça gösterilmesi zorunludur.

Kararda tarafların dilekçeleri, beyanları ile Dairemizin 11.01.2016 tarihli bozma kararı yazılmış ve “Yukarıdaki tüm veriler bir bütün olarak göz önüne alındığında; taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olduğunu, olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu, bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmediği anlaşılmakla, davacı tarafın davasının kabulüyle tarafların TMK’nun 166/1 maddesi uyarınca boşanmalarına karar vermek gerekmiştir.

Tüm dosya kapsamı ve dinlenen tanıkların beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde davalı-karşı davacı kadının davacı-karşı davalı kocaya göre daha ağır kusurlu olduğu anlaşılmakla, davalı-karşı davacı tarafın karşı davası ile yoksulluk nafakası, maddi manevi tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddi yönünde aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.” şeklinde soyut ve yetersiz gerekçe ile tarafların boşanmalarına karar verilmiştir.

Kararda denetime olanak verecek şekilde deliller tartışılarak ret ve üstün tutma sebepleri gösterilmemiş, vakıalarla ilgili herhangi bir tespitte bulunulmadığı gibi, hangi olayların sabit olduğu yani davacı-karşı davalı tarafın hangi iddialarının ispatlanmış olduğu ve tarafların kusur durumları kararda belirtilmemiştir. Açıklanan sebeplerle gerekçesiz şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…”

İşbu yazımızda boşanma davasına konu edilebilecek boşanma sebepleri ele alındı. Boşanma davasında tarafların hak ve menfaatlerinin korunabilmesi, boşanma sebepleri ile davanın kabulüne karar verilebilmesi için bir avukattan hukuki danışmanlık almaları ve davanın takibinin avukat tarafından yapılması büyük önem arz etmektedir. Bu nedenle yukarıda bahsedilen boşanma sebepleri mevcut olması halinde boşanma davası açmayı isteyen eşin avukat vasıtasıyla davayı takip etmesi tavsiye edilmektedir.

Av.Tayfun Yıldırım

Kaynak: https://hukuksalyardim.com/index.php/2018/12/28/bosanma-sebepleri/

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here