Türk Hukuk Sistemine 2013 yılında giren modern anlamdaki arabuluculuk kurumu, bugüne kadar yaşanan süreçte uygulama alanı genişletilen ve teşvik edilen bir alternatif uyuşmazlık çözüm müessesesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk dönemlerde yalnızca ihtiyari bir şekilde uygulanan arabuluculuk müessesesi, 7036 sayılı Kanun ile iş hukuku alanında birçok uyuşmazlık için zorunlu hale getirilmiş, akabinde ise 7155 sayılı Kanun ile zorunlu uygulamanın kapsamı genişletilmiştir.

Hukuk sistemlerine getirilen birçok yeni müessesede olduğu gibi zorunlu arabuluculuğun uygulanması sürecinde karşılaşılan fakat mevzuatta çözümü yoruma açık bir şekilde düzenlenen problemler ortaya çıkmaktadır.

Bu yazıda, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu işe iade davaları için hem mecburi dava arkadaşlığı müessesinin hem de zorunlu arabuluculuk kurumunun uygulanacak olmasından ötürü karşılaşılan bir problem, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi’nin bir kararı üzerinden incelenecektir.

I. Mecburi Dava Arkadaşlığı

Mecburi dava arkadaşlığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 59 ve devamı maddeleri uyarınca “maddi hukuka göre, bir hakkın birden fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye karşı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken hâllerde” karşımıza çıkmaktadır.

HMK’nin 60. maddesi, mecburi dava arkadaşlarının ancak birlikte dava açabileceğini veya aleyhlerine ancak birlikte dava açılabileceğini ifade etmekte, mecburi dava arkadaşlarının bu davalarda birlikte hareket etmek zorunda olduklarını düzenlemektedir.

Öğreti ve içtihatlarda ise mecburi dava arkadaşlığı için mahkemece verilecek hükmün etkisi açısından “maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığı” ve “şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığı” şeklinde ikili bir ayrım yapılmaktadır. Şekli (usuli) bakımdan mecburi dava arkadaşlığı; kanunun özel hükümleri ve davanın niteliğinden kaynaklanan, birden fazla kişiye karşı dava açılmasının ve yürütülmesinin zorunlu olduğu hallerde oluşan dava arkadaşlığına denmektedir[1]. Şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığında, maddi bakımdan mecburi dava arkadaşlığından farklı olarak, dava konusu hukuki ilişki hakkında bütün dava arkadaşlarına yönelik tek ve aynı doğrultuda bir karar verme zorunluluğu olmadığı ve dava arkadaşlarının yaptıkları usuli işlemlerin birbirinden bağımsız olabileceği ifade edilmektedir[2].

II. Taşeron İlişkisinin Söz Konusu Olduğu İşe İade Davalarında Mecburi Dava Arkadaşlığı

Taşeron ilişkisinin söz konusu olduğu işe iade davaları için Yargıtay, mevzuatta açık bir düzenleme olmamakla birlikte, asıl işveren ile alt işveren arasında şekli bakımdan mecburi dava arkadaşlığının bulunduğunu ifade etmektedir[3].

Yerleşik içtihatlarda; işçi tarafından işe iade davasının yalnızca asıl işveren veya alt işverene karşı açılması halinde; davalı olarak gösterilmeyen asıl işveren veya alt işverene davanın teşmili için davacı işçiye süre verilmesi, verilen süre içinde işçinin diğer dava arkadaşına teşmil etmesi halinde davaya devam edilmesi, aksi halde ise davanın sıfat yokluğundan reddedilmesi gerektiği belirtilmektedir[4].

III. Taşeron İlişkisinin Söz Konusu Olduğu İşe İade Davalarında Arabuluculuk Uygulaması

İş Mahkemeleri Kanunu’nun m.3/15 hükmünde “Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı halinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları ve iradelerinin birbirine uygun olması aranır.” şeklindeki düzenlemeye yer verilmiştir.

Hüküm gereğince, işe iade davası öncesinde yapılacak zorunlu arabuluculuk görüşmesinin “anlaşma” ile sonuçlanması için hem asıl işverenin hem de alt işverenin işe iade talebini kabul etmesi gerekmektedir.

İşçinin arabuluculuk aşamasında sadece asıl işveren ya da alt işverenle görüşme yapması ve bu görüşmenin “anlaşamama” şeklinde sonuçlanması ihtimalinde ise yürütülen arabuluculuk görüşmesinin dava şartını sağlayıp sağlamayacağı ise kanunda açık bir şekilde düzenlenmemektedir.

Bu noktada; anlaşma sağlanabilmesi için her iki dava arkadaşının da müspet irade ortaya koymaları gerektiği kuralının mefhumu muhalifinden, mecburi dava arkadaşlarından yalnızca bir tanesinin menfi irade ortaya koyması halinde, artık anlaşma imkanının ortadan kalkacağı ve dolayısı ile de asıl işveren veya alt işverenden yalnızca birisi ile gerçekleştirilen ve “anlaşmama” şeklinde sonuçlanan arabuluculuk görüşmesinin dava şartını sağlayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması mümkündür.

Karşı görüş ise; arabuluculuk aşamasının da geniş anlamda dava sürecinin bir parçası olduğu, dolayısı ile mecburi dava arkadaşlarının davanın diğer aşamalarında olduğu gibi arabuluculuk aşamasında da birlikte bulunması gerektiği kuralından hareketle, taraf teşkilinin tam ve doğru şekilde sağlanmadığı bir arabuluculuk sürecinin hukuken geçerli olmayacağı ve dolayısı ile de asıl işveren veya alt işverenden yalnızca birisi ile gerçekleştirilen ve “anlaşmama” şeklinde sonuçlanan arabuluculuk görüşmesinin dava şartını sağlamayacağı şeklindedir.

Konuya dair; Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi, 11.03.2020 tarihli bir kararında; “Yukarıda açıklanan sebeplerle mahkemece, davalı … A.Ş. ile dahili davalı … A.Ş arasında asıl işveren – alt işveren ilişkisinin varlığı kabul edildiğine göre davacıya arabulucu son tutanağının bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilmelidir. Asıl işveren ve alt işverenin birlikte katıldığı Arabuluculuk tutanağının sunulması halinde yargılamaya devam edilmelidir. Tutanağın sunulamaması halinde ise arabulucuya ilişkin dava şartının usulüne uygun yerine getirilmemesi nedeni ile dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmelidir.” şeklinde hüküm kurmuş[5] ve asıl işveren-alt işveren ilişkisinin söz konusu olduğu işe iade davalarında “anlaşmama” şeklinde sonuçlanmış olsa dahi, arabuluculuk görüşmesinin mecburi dava arkadaşlarından yalnızca birisi ile gerçekleştirilmesi halinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

Kanaatimizce her iki görüşün uygulanması halinde de birtakım problemlerle karşılaşılacaktır. Şayet ilk görüşe göre hareket edilir ise; taraflardan birisi, arabuluculuk görüşmelerine katılmaksızın doğrudan davalı olarak gösterilecek ve sonucunda maddi bir yükümlülükle karşı karşıya kalabilecektir. Arabuluculuk görüşmesinin, geniş kapsamda “dava” tanımının içerisinde yer alan bir aşama olduğu göz önüne alındığında; bu uygulama, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ve HMK’nin 27. maddesinde öngörülen hukuki dinlenilme hakkının ihlali olarak değerlendirilebilecektir.

Diğer görüşe göre hareket edilmesi halinde de önemli problemler ortaya çıkacaktır. Zira, uygulamaya bakıldığında işçilerin çoğu zaman, asıl işveren – alt işveren ilişkisinden ve/veya asıl işverenin kim olduğundan haberdar olmadığı görülmektedir. Ayrıca, hukuk eğitimi alan kişiler dahi geçerli bir asıl işveren – alt işveren ilişkisinin bulunup bulunmadığını yargılama sürecinde ortaya konacak bilgi ve belgeler olmaksızın tespit edemeyebilecektir. Dolayısı ile yargılama sürecinin hemen başında, davacı işçiden asıl işverenin kim olduğunu kesin ve net bir şekilde tespit etmesini beklemek hakkaniyete uygun olmayacaktır. Ayrıca işçinin, elinde hiçbir bilgi bulunmaksızın yaptığı tespitin, yanlış çıkması halinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden sorumluluğu da doğacaktır.


[1] Pekcanıtez Hakan, Atalay Oğuz, Özekes Muhammet; Medeni Usul Hukuku; 12. Bası; Ankara 2011, s.223.

[2] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu – Esas: 2013/118 – Karar: 2013/1062 – Tarih: 10.07.2013

[3] Yargıtay 22. Hukuk Dairesi – Esas: 2017/898 – Karar: 2017/1124 – Tarih: 06.02.2017

[4] Yargıtay 22. Hukuk Dairesi – Esas: 2017/898 – Karar: 2017/1124 – Tarih            : 06.02.2017; Yargıtay 7. Hukuk Dairesi – Esas: 2014/17078 – Karar: 2015/12559 – Tarih: 18.06.2015; Yargıtay 22. Hukuk Dairesi – Esas: 2016/16296 – Karar: 2016/17573 – Tarih: 13.06.2016

[5] Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi – Esas: 2020/314 – Karar: 2020/279

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here